Geçtiğimiz hafta yayınlanan bölgesel tüketim harcaması verileri, 2023, 2024 ve 2025 yılları için TÜİK tarafından yapılan hanehalkı bütçe saha araştırmalarının sonuçlarına dayanıyor. Farklı hanelerin tüketim kalıpları üç sene boyunca derlenip, referans dönem için tahminler yapılıyor. Her sene en eski sene veri setinden çıkarılarak güncel eksi bir senesi çalışmaya eklenerek hareketli ortalamalara benzer bir şekilde veri seti güncelleniyor.
Çalışmanın Türkiye seviyesi tahminleri Haziran 2026’da açıklanmıştı. Güvenilir bir tahmin yapabilecek büyüklükte bir veri setine ulaşmak için, üç yıla yayılan çalışma fiyatlarını 2025 yılında sabitleyerek enflasyon etkilerinden arındırılmış bir içgörü sunmaya çalışıyor. Bu yazıda çalışmayı tanıtmak için hep 2025 yılı verilerini anacağız; ancak bunun, aynı hanelerin üç yıl boyunca takip edildiği bir çalışma olduğunu bilmekte yarar var. Araştırma 33081 hanenin verilerini kapsıyor.

Enflasyonun büyüme istatistikleri üzerinde yanıltıcı etkilerden arındırılmış verilere bakmamıza rağmen, bu yazıda inceleyeceğimiz anket verileri, 2023’te %65’e ulaşan enflasyonun yüksek faiz ortamında %30’lara doğru çekilmesi sürecinde Türkiye’nin hane bütçelerinin yerel ölçekte nasıl bir dönüşümden geçtiğini de aydınlatıyor.
Bu araştırmaların sonuçları 26’lı ve 12’li bölge sınıflandırmalarıyla veriliyor. TUİK’in kurulduğu 2006 yılında AB mevzuatına uygun olarak belirlenen bu bölgeler, üç büyük şehri ayrı bölgeler olarak alırken, diğer illerimizi coğrafi yakınlık ve ekonomik yapı açısından çok benzer 23 bölgeye ayırıyor. Bu sınıflamaya göre ülkemizde tüketimin %40’ı İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde gerçekleşiyor. Türkiye’nin üretim yöntemiyle hesaplanan milli gelirinin %45’inin bu illerde üretildiği düşünülürse, tüketimin daha çok değerin üretildiği bölgede gerçekleştiği sonucuna varıyoruz.
Öte yandan, toplam üzerinden hesaplanan rakamlar asla kişi başına refah göstergesi olarak kullanılamaz. Nüfus ve yekün harcamanın büyüklüğü her zaman en olumlu tüketim ortamının belli bir bölgede olduğunu göstermez.
Harcama grupları bazında dağılımlara bakıldığında, hanelerin harcadığı her 100 TL’nin 67 TL’sinin, Konut + Kira (%29,3) , Ulaştırma (%21) ve Gıda / alkolsuz içecek (%17,3) kalemlerine gittiğini görüyoruz. Hemen bu kalemlerin altında önceki yıllarda çok fazla ön plana çıkmayan “lokanta ve konaklama” kalemini görüyoruz. Bunun nedeni değişen demografik yapı ve tercihler olabilir, ayrıca ülkemizde dışarıda yenen yemek enflasyonun diğer kalemlere göre hissedilir seviyede artmasının da önemli bir etkisi var (Dışarıda yenen yemek enflasyonu: 2023: %96, 2024: %58) . Aşağıda görüldüğü gibi, Türkiye seviyesinde kalan diğer 10 kalemin hepsinin bütçe içindeki payı %7 seviyesinin altında kalmış.

Ülkemizde bölgesel tüketimin en öncü iki kalemi olan gıda ve Konut-Kira harcamalarına bakıldığında ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz. Temel olarak bütün bölgelerde gıdanın payında önemli bir azalma görülüyor. Hane halklarının tüketiminde gıda payının yüksek olması, genellikle refah seviyesi açısından önemli bir göstergedir. Refah seviyesi arttıkça gelirden sadece gıdaya ayrılan tutarın önemli ölçüde gerilemesi beklenir. Türkiye’de salgın nedeniyle 2020-2021 dönemlerinde ara verilen dönem sonrası yapılan hane halkı bütçe çalışmalarında, aralıksız dört yıldır gıdanın tüketim içindeki payı gerilemekte.

Gıda tarafında, harcamalarda payın en az olduğu bölge %14 ile İstanbul çıkarken, en fazla olduğu bölge ise %29,6 ile Şanlıurfa-Diyarbakır bölgesi oldu. Gıda harcamalarındaki payının %20’nin altında olduğu bölgelere baktığımızda karşımıza genelde Batı bölgelerindeki iller çıkıyor, payın %20’nin üzerinde olduğu bölgeler arasında ise Doğu bölgelerindeki illerin dışında Manisa, Kütahya, Uşak ve Bartın Karadeniz grubu dikkat çekiyor.

Son üç senede gıda payının en önemli gerilediği bölge, ise 6 Şubat depremlerinin merkez üssü olan iller, ancak bu dönemde bu bölgede yoğun nüfus hareketliliği yaşandığı için bu bilgiden aşırı bir yorum çıkarmamakta fayda var. Öte yandan, gıda payının bir sene içerisinde 5 puanın üzerinde gerilediği bölgeler arasında Doğu Anadolu Bölgesi, özellikle Fırat Havzası, ön plana çıkarken, Trabzon-Rize-Artvin ve Kars-Ardahan bölgeleri geçtiğimiz sene gıda payının yükseldiği iki bölge oldu. Manisa-Kütahya-Uşak bölgesinde ise bu pay aynı kaldı.
Gelir seviyesine göre gıdanın payına bakıldığında, 12 bölgeli gruplamada 10 bölgede gelir seviyesi arttıkça gıda payının azaldığı görülüyor. Özellikle Güneydoğu Anadolu ve Batı Karadeniz en düşük gelir seviyesindeki %20’lik grubun tüketiminde gıda payının %40’ı geçmesiyle ön plana çıkıyor. Bu iki bölge, en yüksek gelir grubu ile en düşük gelir grubu arasındaki pay farkının aynı zamanda en yüksek olduğu bölgelerdir.
Ulusal düzeydeki yıllık bütçe karşılaştırması, barınmanın artan ağırlığını açıkça ortaya koyuyor. Konut ve kiranın tüketim içindeki payı 2024’te yüzde 26 iken 2025’te yüzde 29,3’e yükseldi. Aynı dönemde gıdanın payı yüzde 18,1’den 17,3’e, ulaştırmanın payı ise yüzde 21,6’dan 20,5’e geriledi. Bu üç kalemin 2025 toplamı yüzde 67,1. Harcama bileşiminin barınmaya kayması, diğer ihtiyaçlara ayrılacak alanın daralması açısından önemlidir. Bölgesel olarak konut ve kira payına bakıldığında, geçtiğimiz sene bütçe üzerindeki kira yükü en fazla Batı Karadeniz bölgesinde artarken, İstanbul, Ankara ve İzmir’in her biri için kiranın bütçe üzerindeki yükü bir önceki seneye göre %2,5 puan arttı. Öte yandan, kiranın toplam harcamalardaki payının neredeyse değişmeden kaldığı tek bölge Malatya, Elazığ, Tunceli bölgesi oldu. Bu arada, çalışmada izafi kira tanımının kullanıldığını belirtmek gerekir. Yani kendi evinde oturanlara da bulundukları ev için bölgedeki kiralarla endeksli izafi bir kira atanıyor ve bu nakit olarak ödenmese de bir tüketim olarak gözüküyor. Bu nedenle, 2025 Gelir ve Yaşam Koşulları çalışmasında ortaya çıkan, toplam nüfusun %57’sinin kendisine ait konutta yaşaması durumunun barınma giderlerinde dengesizlik yaratmaması hedeflenmektedir.
Türkiye’de demografinin tüketim üzerindeki etkisinden de bahsetmekte fayda var. Tek kişilik hanelerde barınmaya ayrılan pay %41’e kadar çıkarken, bu hanelerde gıda harcamasının payı %14’te kaldı. Öte yandan, 6 ve üzerinde kişinin bulunduğu ailelerde gıda harcamasının payı %23’e kadar çıktı, ancak bu hanelerde eğitime ayrılan payın 3 ve üzerinde kişi yaşayan iller arasında en düşük olduğu görülüyor. Bölgesel olarak gelire bağlı tüketim kalıplarına bakıldığında ise İstanbul’da gelir seviyesi en düşük grupta gıda payının %21’e kadar çıkarken, aynı grupta kira ve ulaşım payının sırasıyla %39 ve %9 olması bize zorunlu yaşam harcamalarının İstanbul’un yoksul kesimlerinin bütçelerinin %70’ini götürdüğünü gösteriyor. Bu nedenle büyük şehirlerde dar gelirli grupların zaruri ihtiyaçlarını karşılamada sağlayabilecekleri en ufak bir tasarruf dahi önem kazanıyor.
Öte yandan, gelir grupları arasında uçurumun en yüksek olduğu kalem ulaştırma giderleri olarak ortaya çıkıyor. Bölgelerin çoğunda düşük gelir grubu ile yüksek gelir grubu arasında bu kalemde önemli bir makas varken, aşağıdaki 5 bölgede fark %20 seviyelerine ulaşıyor. Ulaştırma. İçerisinde toplu taşıma ve akaryakıt giderlerinin yanı sıra araba satın alma giderlerinin de bulunduğunu belirtmekte fayda var. Sadece Batı Marmara (Trakya ve Çanakkale/Balıkesir) bölgesinde ulaştırma harcamalarının toplam harcamalar içindeki payı, konut ve gıdayı dahi geçiyor.

Dışarıda yenen yemeğe ayrılan bütçe (lokanta ve konaklama grubu) açısından bölgeleri karşılaştırdığımızda İstanbul’un bu harcama türünde lider olduğu görülüyor. Hem düşük gelirli hem de yüksek gelirli gruplarda lokanta ve konaklama hizmetlerinin payı %5’in altında kalmıyor. Öte yandan, Orta ve Doğu Anadolu’da lokanta/konaklama harcamaları payı %5’in altına düşerken, bu bölgelerde yüksek gelirli ve düşük gelirli gruplar arasındaki pay yüzde 1,5-2 gibi belirsiz bir aralığa düşmekte.

Kültür ve eğlence payına baktığımızda ise bu harcamaların en yüksek olduğu yerin %4,5 ile Batı Marmara olduğunu görüyoruz. Öte yandan, İstanbul’da bu pay %3 seviyesinde. Özellikle Karadeniz bölgesinde kültür ve eğlenceye ayrılan bütçenin özellikle düşük gelirli gruplarda %0,5’e gerilediğini görüyoruz.
Sonuç olarak, Türkiye’nin tüketim haritası, harcamanın nerede yoğunlaştığı kadar, farklı gelir gruplarının bütçelerinde hangi ihtiyaçlara yer ayırabildiklerini de gösteriyor. Düşük gelirli hanelerde gıda ve barınmanın ağırlığı öne çıkarken, yüksek gelir gruplarında ulaştırma, eğitim, lokanta ve konaklama hizmetleri daha büyük bir paya sahip. Ancak bu paylar, tüketilen miktarın yanı sıra fiyat farklılıklarını ve hanelerin yaşam koşullarını da yansıtıyor. Bu nedenle tüketim artışını tek başına refah artışı olarak görmek yeterli değildir. Uzun vadede belirleyici olan, verimlilik ve reel gelir artışının ne kadar geniş bir kesime ulaştığı; zorunlu ihtiyaçların bütçe üzerindeki baskısı azalırken eğitim, kültür ve sosyal yaşama ayrılabilecek alanın genişleyip genişlemediği olacak.
Türkiye Harcama Dağılımı – TL Tahmini

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu – Hanehalkı Bütçe Araştırması 2025
Leave a Reply